DÖRTKONAK KÖYÜNÜN İLK,TEK, DOĞRU, DÜRÜST, TARAFSIZ VE GÜMÜŞHANE'NİN EN BÜYÜK KÖY SİTESİ - Haberler - BÜYÜKLERİMİZ İLE RÖPORTAJLARIMIZ

Son mesaj - Gönderen: M Yücel ERGİN - Cuma, 04 May 2012 12:23
"Düşmanın yoksa, Hayatta hiç başarılı olamadın demektir.."
Haberler

Haberler->BÜYÜKLERİMİZ İLE RÖPORTAJLARIMIZ   
EMEKLİ ÖĞRETMENİMİZ VE KÖYÜMÜZÜN ŞAİRİ - İSMET TURHAN -

 





Video İzlemek İçin Tıklayınız




Gönderen M Yücel ERGİN, Çarşamba, 30 Kasım 2011 00:04, Yorumlar(0), Hepsini Oku
DEĞERLİ ÖĞRETMENİMİZ - ABDULLAH TURHAN-







Gönderen M Yücel ERGİN, Perşembe, 24 Kasım 2011 21:13, Yorumlar(0), Hepsini Oku
BİR GÖREV ADAMI ÖĞRETMEN VE MÜZİSYEN (RAHMETLİ) ÜNAL ÇAKIR



 


  ( Rahmetli ) Ünal ÇAKIR Kimdir?


 11. Yılını Rahmetle Anıyoruz....



 


    Ünal Çakır, Gümüşhane/Merkez – Dörtkonak Köyü’nde Zahide ve Hüseyin Çakır’ın üçüncü ve tek erkek çocukları olarak, 03.03.1957 yılında doğdu. İlkokulu, 3. Sınıfa kadar Dörtkonak Köyü İlkokulu’nda, 4. ve 5.sınıfları, şehire göç ettiklerinden dolayı, Gümüşhane Gazipaşa İlkokulu’nda okudu.  Ortaöğretimini Gümüşhane Orta Okulu’nda tamamladı. Lise öğrenimini bitirdikten sonra, 1974 yılında, Mareşal Çakmak Eğitim Enstitüsü’nde üniversite öğrenimine başladı. Üniversite yıllarında, çok sevdiği ve kendine hobi haline getirdiği içindeki müzik tutkusuyla, kendi kendine öğrenip çalmaya başladığı birçok enstrümanıyla hem gençleri hem kendini eğlendirirdi. Büyüklerine karşı aşırı saygılı dürüst çevresince çok sevilen biri olarak üniversiteyi başarıyla bitirdi.
      Kendi köyünden Öğretmen Saliha Çakır ile, 1978 yılında, evlendi.  Aynı yıl eşi ile birlikte, ilk iş hayatlarına Malatya’ nın Hekiman İlçesinin Güvenç Köyü’nde başladılar. Sene 1979 da Türkiye’de terörün en kötü olduğu zamanlarda, ilk iş deneyiminden 1,5 yıl sonra köyü terk ederek görevinden vazgeçmemek üzere Malatya’nın Darende ilçesinin Kuluncak Nahiyesine yerleştiler. Buradaki zaman zarfı içinde Emre adında 1 erkek ve Tuğba adında 1 kızı çocukları dünyaya geldi.
     1985 yılında tayın nedeni ile Bayburt’a gelen çiftin burada da Funda adında bir evlatları dünyaya geldi. 1989 yılında Kocaeli’nin Gebze ilçesinde Dilovası Zeki Optan ilkokulunda Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Başarısından dolayı İl Milli Egitim Müdürlüğü tarafından Akşemsettin İlkokuluna müdür olarak atandı. O sıralarda Kocaeli’nin Derince ilçesinde bitmekte olan kooperatifine taşınmışlardı. Fakat yeni ev görev yerine çok uzaktı. Buna rağmen görevini yerine getirememekten hiç şikâyetçi olmadı. Son olarak görev yaptığı Körfez Sekaçocuk Dostları İlköğretim Okuluna makamından vazgeçip müzik öğretmeni olarak atanmak istemişti. Çünkü burada da bir kız çocukları dünyaya gelmişti ve artık yollar yerine eşiyle ve çocukları ile ilgilenmesinin zamanı geldiğini anlamıştı. Yeni doğan Asiye adındaki kızları ve yeni iş hayatları ile artık her şey yoluna girmişti. Bir yıl sonra okulun Müdür Yardımcılığı ünvanını almıştı. Seneler içinde başarılarından dolayı takdir ve teşekkür belgeleri ile ödüllendiriliyor, bunun yanı sıra maaşına ek aylıklarla da geçimine kolaylık sağlıyordu. Devletin bürokrasi işlerinde çalışmaktan büyük mutluluk duyuyor kendini bu şekilde çok çalışarak daha mutlu hissediyordu.
    
17/08/1999 yılında ki Kocaeli-İzmit depreminde 5 katlı evlerinin enkazında ne yazık ki hayatını kaybetmiştir. Bu depremin acısı eşi Saliha Çakır, çoçukları ve onlar gibi olan tüm depremzedelere acı ve büyük hüzün bırakmıştır. Ünal Beye Allah rahmet etsin. Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun.
   Acılı ailesine sabırlar ....




Gönderen M Yücel ERGİN, Salı, 17 Ağustos 2010 12:04, Yorumlar(0), Hepsini Oku
YAŞAYAN ARŞİVİMİZ ALİ ERGİN'LE TARİHE UZANAN BİR YOLCULUK

  


   Kimdir Ali (Çavuş) ERGİN ?
  03/03/1927 tarihinde Dörtkonak köyünde doğdu. İlkokulunu köyünde 1936 yılında başladı. 1943 yılında bitirdi. Diplomam mevcut olarak kendisindedir. Kardeşim Osman ERGİN’İN askere gitmesi sebebiyle, dayım Ahmet TURHAN (ALTI OKKA) yanımda hizmetli olarak girdim. 4 yıl çalıştım. Senelik ücreti sadece 50 lira idi. 1948 yılında Erzurum on birinci Piyade Alayına gitti. 29 ay askerlik hizmetlerini Çavuş olarak bitirdi. 01/10/1950 yılında terhis oldu. 1951 yılında evlendi. Çocukları kalabalık, geçim zordu. Davar ve sığır çobanlığı olmak üzere 11 yıl çobanlık yaptı. 27/12/1967 yılında Gümüşhane Bayındırlık Müdürlüğünde çalışmaya başladı. 22/03/1982 yılında emekli oldu. Köyünde geçimimi ve hayatımı sürdürüyor. 59 yıl sonra askerlik yaptığı yere oğlu Ali Osman, Mecit ve Kardeşinin oğlu Ekrem TURHAN ile gitti. Ve o günlerini yad etti.
  YAŞAYAN ARŞİVİMİZ ALİ ERGİNLE TARİHE UZANAN BİR YOLCULUK
  Mehmet Yücel: Ali amca senin hafızan kuvvetlidir. Senden biraz bilgi alalım. Sitemizde de yayılayalım ne dersin.
  Ali ERGİN: Olsun evladım. Sor bakım ne soruyorsun.
 Mehmet Yücel: Köyümüze yolun ne zaman yapıldığı hakkında bildiklerini bizimle paylaşırmısın.
 Ali ERGİN: Eee hatırladığım kadarıyla 1933 yılında zamanın Gümüşhane Valisi adıyla bilinen Topal Vali İbrahim ETHEM Bey o yılların şartlarına göre köy yollarında imece olarak kazma kürekle yol çalışması yaptırıyordu. Yol Tumbul taş mevkisine kadar gidiyordu. Ama araba geçecek bir yol değildi.
  
Birde anım var. O zamana ait.
   İşte o yıllarda ben 6, Molla Mustafa ise 4 yaşlarında idi. Babam Mevlüt (pire)  sığır yolu mevkisinde kesmiş olduğu yaprakları Molla Mustafa ile beraber taşıyorduk. O mevkideki yolun taşlı olması sebebi ile Mustafa geçemedi ve yuvarlandı. Mustafa başladı ağlamaya. Yaprakları babam bir hayvana yükleyip bize verdi. Kireç kuyu mevkisine geldiğimizde (enni yol) mevkisine geldiğimizde imece usulü ile çalışan köylüleri yemek yiyordu Biz de utancımızdan hayvanın sağ tarafından giderek köylülerin bizi görmesini engelledik. Anılar çok ama bu anı unutulmaz.
  Mehmet Yücel: Ali amca Tarihe ışık tutacak bir Çakır ağa olayı var nedir bu bize anlatırmısın.
  Ali ERGİN; Çakır Ağa hey gidi günler. Anlatayım evladım.
 
YIL 1916 !!!
  Ruslar Erzurum’dan sonra Gümüşhane’yi işgal etmelerinin ardından bir yıl geçmişti.  Köyümüzdeki Rumlar o zamanlar ayaklandı. Köylüye Millete kısacası Türkiye’ye karşı isyan başlattılar.
   ÇAKIR AĞA !!!
   O dönemler revaçta olan seyyar (yani gezici) karakollar vardı. İsyanın duyulmasından sonra haberi alan gezici karakol komutanı ( zabit)  albay Çakır Ağa isimli şahız köye geldi. Rumlar köyde şimdi ( İsrafil Çakır’ın elinde olan ) eve toplandılar. Çakır Ağa sobanın bacasından bir el bombası attı içeriye bomba fazla etkili olmadı sadece duvar ve ağaçlara zarar verdi. 
İçerdeki Rumlardan bir tanesi silahını çekerek Çakır Ağaya diz kapağından vurmak şartı ile ağır yaraladı. İsyan bastırıldı.
    Çakır Ağa şöyle demişti;  Müslüman olan bu köyden çıksın bu köyü yakacağım.
     Gecenin geç saatlerinde ata bindirilerek doktora götürülmek istenen çakır ağa fazla kan kaybından Yaydemir (Moskufa) köyünde şehit düşmüştür.
Mehmet Yücel: Ali amca mezarı hakkında bir bilgin varmı nereye defnedildi.
  
AİLESİNİN BİR ÇOCUĞUYDU !!!
   Ali ERGİN; Bildiğim şu ki Dönemin belediye başkanı Sayın Naim Ağaç anıt mezarlık yaptırmak istese de mezarlığını yeri kesin olarak bilinmediğinden ( Mevkisi) yaptırılamamıştır.
  Çakır ağanın son sözü şuydu; Babamın, Anamın bir çocuğuydum.
 Mehmet Yücel:Çok sağol Ali amca önemli bilgilerle bizleri aydınlattın ALLAH razı olsun..
NOT: Merak edenler şuanda varsa köyde İsrafil Çakır’ın evinde bulunan ağaçlarda o el bombasının izi hala mevcuttur.




Gönderen M Yücel ERGİN, Salı, 06 Ekim 2009 08:53, Yorumlar(0), Hepsini Oku
İÇİMİZDE BİRİ - ÖMER SADIK -


   1945 Gümüşhane’nin Dörtkonak (edire) köyünde doğdu.
 Edire Köyü İmamı Şükrü ve Fadime Sadık’ın oğlu.
 Evli iki çocuk babası
 Emekli Teknik Öğretmen.
 Ankara’da ikamet ediyor.


Nasıl bir çocukluk dönemi geçirdiniz?...  7 yaşıma kadar nefis bir çocukluk dönemi geçirdim. Çok mutlu bir aile ortamında büyüdüm. Seven ablalarımla, kardeşlerimle birlikte o güzellikler hayatımın her dönemine yansıdı. İnsanları sevmeyi, akrabaya, dosta ilgiyi aile ortamımda gördüm. Böyle güzel ve dolu dolu geçen çocukluğumun hayatımın her anında rolü büyük olmuştur.
Tahsil hayatınız nasıl başladı?.... İlkokulu edire köyü ilkokulunda, liseyi 1961-1962 yılı Gümüşhane Erkek Sanat Enstitütüsü Ağaç işleri (marangoz- baba      mesleği) bölümü mezun oldum. Sanat okulundan mezun olunan, İstanbul Yıldız Tekniğin eleme sınavını kazandım. Ancak giriş sınavını kaybettim. Abim Niyazi Sadık orda okuyordu. Tabi bu durum benim için önemli bir avantaj olacaktı. Giriş sınavını kazanamadım Ankara’ya gittim. Ankara Sitelerde işçi olarak iki yıl çalıştım. (1962-1964). 1964 yılında Ankara Erkek Yüksek Teknik Öğretmen Okulu sınavını kazandım.
İş Hayatınız nasıl başladı?... 1968 yılında, Ankara Erkek Teknik Öğretmen okulundan Öğretmen olarak mezun oldum. Aynı yıl Bitlis Sanat Okuluna kura çektim. Bitlis’te 1 yıl öğretmenlik yaptım. 1969 yılında  Yedek Subay Okulunda öğrenci olarak askere gittim. Kura ile Ankara Kara Kuvvetleri Komutanlığında asteğmen olarak askerliğimi tamamladım. Tekrar öğretmen atanabilmek için kura çektim. 1971 yılında Uşak Endüstri Meslek Lisesi ağaç işleri öğretmeliğine tayin oldum. Uşak’ta  öğretmenlik ve müdür başyardımcılığı yaptım. 1976 yılında Kars Endüstri Meslek Lisesine Müdür tayin edildim. 1978 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü Birim Müdürü görevine atandım. Bakanlıkta bir yıl görev yaptıktan sonra mezun olduğum Ankara Erkek Yüksek Teknik Öğretmen Okulunda  öğretmen olarak göreve başladım. 1982 yılında Fakülte oldu. 1986 yılına kadar fakültede görev yaptım. Daha sonra sırası ile, Abidinpaşa Endüstri Meslek Lisesi, Balgat Endüstri Meslek Lisesi Ağaç İşleri Bölümünde öğretmenlik yaptım. 1992 yılında emekli oldum ve kendi işimi kurdum.


Ailenizi tanıtırmısınız?…..Eşim Necla Sadık Emekli Teknik Öğretmen
 Çocuklarım
Ozan Sadık        Makine Mühendisi Şirketimde birlikte çalışıyoruz. Eşi Meryem Sadık                             
Burak Sadık       Diş Hekimi   Eşi Elif Sadık    
                           
 Hayalinizde ne olmak vardı?.... Başlangıçta hayalimde köyümüzde öğretmen olan Abdullah hocam, Ruşen Hocam, Mevlüt Hocam ve Yusuf abi gibi bende öğretmen olmak isterdim. Hayalimdeki mesleğe kavuştum. Teknik öğretmen olarak çok zordu. Buna rağmen mesleğimi çok seviyorum ve her dönemini severek yaptım. Özellikle mobilya yapımı beni mutlu ediyor. Hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Eğitimci olarak gençleri cumhuriyetin kazanımlarına, iyi insan, iyi vatandaş ve iyi bir sanatkar olmalarına yönelik yetiştirdiğim için çok mutluyum.


Keşke dediğiniz şeyler var mı? Sadece yüksek tahsilime iki yıl ara vermiştim. Keşke vermeseydim dediğim bu var, bir de köyüme yakın bir yerde görev yapmak isterdim.


Hayattan beklentilerinizi elde ettiniz mi? Şükürler olsun. Beklentilerimin de daha üstünde elde ettim. Yüce rabbim bana fırsatlar verdi. Bu fırsatları değerlendirdim. Çocukluğumdan bugüne kadar farklı bir el beni buralara taşıdı.


Hiç unutamayacağınız anınız var mı?...Olmazmı. Gümüşhane Sanat Okulunda abim okuyordu. Rahmetli babam benide aynı okula yazdıracaktı, akşamdan hazırlandım. Sabah rahmetli annem erkenden kalktı.Yol hazırlılıklarını yaptı. Beni kaldırırken “oğlum sen uyu baban ve abin Gümüşhane’ye gitti, seni bıraktı, sen kaldın “ dedi. Dünyam yıkıldı. O andaki duygularımı anlatamam. Oysa annem şaka yapmıştı. Yine hiç unutamayacağım bir anım da; İstanbula gitmek için Erzincan’dan trene bindim. Asker sevkıyatı vardı ve tren çok kalabalıktı. Bende İstanbul’a kadar tahta bağulumun üzerine oturarak gittim. Sirkecide indim ve Yıldız tekniğe gidecek belediye otobüsüne bindim. Bir durak önce inmişim. Okula kadar elimde tahta bağulum yürüdüm ve yağmur yağıyordu sırılsıklam ıslandım.


Eşinizle nasıl tanıştınız? Bitlis’te tanıştım. Eşim Bitlis’te Kız Meslek Lisesinde öğretmendi. Aslında tanıyordum. İkimizde folklor çalıştırıyorduk. Özelliklerimiz ve de dünya görüşümüz bağdaşıyordu.


Sizce evlilik ne anlama geliyor?… Önce aile olma özlemi. Sonra çocuk sahibi olma ve birlikte hayatı paylaşabilme, yükü azaltma olarak görüyorum. Yuva ve desteğe itici güç olmak. Herkesin bu anlamda bunu yapması lazım. Aile kurumu ulvi bir kurumdur. Kurulması ve devam ettirilmesi zordur. İyi temellerle ve iyi etüdlerle kurulduğu zaman insan yaşamını, başarısını olumlu etkileyen bir kurumdur.


Sizi mutlu eden şeyler nelerdir?....  Doğa beni inanılmaz mutlu eder. Seyahatı, gezmeyi, çocukları çok seviyorum. Çocukların bende ayrı bir önemi var. Tabi kendi ailem ve çocuklarımla birlikte olmak her zaman önceliğimdir. Akrabalarımla konuşmak muhabbet etmek de bana ayrı bir keyif verir. Yine mesleğim gereği mobilya yapımı çizimi dekorasyonu  mutlu eder.


Elinizde sihirli bir güç olsa ne yapardınız?… Eğitime katkı bakımından okul yaptırırdım. Tüm okulların belirli bir seviyede donanımlı olmasını sağlardım. Yaşlılar ve güçsüzler evi yapmak isterdim. Çok insanın çalışacağı işyerleri kurardım.


Asla vazgeçemediğiniz şeyler var mı?....  Sahip olduğum her şeyden vazgeçmek istemem. Allahın bana verdiği maddi ve manevi hiçbirinden vazgeçmem. Eşim,  dostlarım, çocuklarım, işim tamamı var.


En çok sevdiğiniz yemek?….Patates, Turşu


Spor, dans ve müzik  sever misiniz?....   Çok güzel masa tenisi oynarım.  Okul maçlarında futbol, voleybol ve masa tenisliği hakemliği yaptım. Dansı severim ve yaparım. Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziğini severim mırıldanırım. Türk Halk Müziğinde repertuarım geniştir. Erol Sayan hocamızdı. Korosunda çalıştım. Zekai Tunca ile aynı korodaydık. Kendisiyle hala görüşürüm.


Sigara kullanıyor musunuz?….Kullanmıyorum. İçenlerinde bırakmasını tavsiye ediyorum. Bulunduğum ortamlar da kimsenin içmesine izin vermiyorum. Sigara sinsi bir zehirdir ve kimsenin bu zehri almasını istemem.
En çok neyi özlüyorsunuz?… Köyüm edireyi ve çocukluğumu özlüyorum. Baba evimizi ailemi, ablalarımı. Gözümü kapadığımda, hayalimde   köyüm ve baba evi canlanır.
Edire Köyünün sizdeki yeri ne?..Herşeyim. Doğduğum ve büyüdüğüm, beni ben yapan değerlerimin oluştuğu yer. Başlangıç olmasa sonuç olur mu? En büyük amcadan en küçük toruna kadar herkesin katkısı var. Sevgi tek başına bir nesne değil aynı elektriği paylaştığın zaman güzellikleri yakalayabiliyor ve görebiliyorsun. İnsan kendini sevmeli, kendi doğrularının ne olduğunu bilmeli ve sonra karşındakini bu kalıba koymalı
Okurlarımıza ve özellikle gençlerimize mesajınız var mı? …Gençlerin geleceği düşleyerek ona göre kendilerini hazırlamaları gerekir. Bilimin peşinden koşmalılar. Her gencin bulunduğu konum değişkendir. Ama her geçen gün üzerine bir şeyler koyabiliyorsan kârlıdır. Bedenen sağlıklı beynin güçlü, geleceğe aktif ve pozitif bakan bir gençlik istiyorum. Bu ülkede yaşamaktan gurur duyan, cumhuriyete bağlı, bu ülkenin kazanılmasında verilen mücadelelerin farkına varılarak yaşamalarını istiyorum.
Okurlarımıza ise, İnsanı sevmelerini ne olursa olsun (görüş, mezhep ) gözetilmeksizin. Sevgi ve saygı ailenin, toplumun her şeyin temelidir. Bu değerlerin olduğu toplumlar da huzur, başarı kaçınılmaz olur.


Hakime TURHAN ZAL


Ankara




Gönderen M Yücel ERGİN, Pazartesi, 06 Nisan 2009 18:45, Yorumlar(0), Hepsini Oku
ŞEYH ALİ BOZALAN’LA SÖYLEŞİ

http://www.dortkonakkoyu.com/mkportal/modules/gallery/album/a_3545.jpg Köyümüzün renkli kişilerinden köyde hemen herkesle pek çok şey konuşacak kadar muhabbet dolu bir değer, yakasından da hiç eksik etmezi babasının gazilik madalyasını, köyde bilinen adıyla (şeyh) Ali BOZALAN’la torunu Güler BOZALAN Sitemiz adına kendisiyle yapmış olduğu söyleşiyi sizlerle buluşturuyoruz.


Güler: Dedeciğim öncelikle bize hayatından kısaca bahseder misin.?


Ali BOZALAN: Olsun kızım bahsedeyim. 1927 yılında dörtkonak köyünde doğdum. Annem Pumpul Babam Hüsnü onbaşı. Köyümüzde 3 yıl okudum. Bizden önce medrese vardı. Bizim zamanımızda 3 yıllık ilk okul vardı. Bizden birkaç yıl sonra 5 yıla çıktı fakat bir çok kişi devam etmedi. 1947 yılında Erzincan’a askere gittim. 36 ay askerlik yaptım. Çok yerler gezdikten sonra askerliğimi Ankara Milli savunma bakanlığında bitirdim.
Güler: Dedeciğim köyde eskiden yaşam nasıldı?
Ali BOZALAN: Tarla ekerdik. Şiran‘ dan getirirdik.Ama hayvanlarla değil sırtımızda taşırdık.Jandarmalar hayvanların sırtında yük gördümü alırdı. Bu yıllarda geçim hayvancılık ve tarımla sağlanıyordu.
Güler: Dedeciğim unutamadığınız veya şuan aklınıza gelen bir anınızı bizimle paylaşır mısınız.?
Ali BOZALAN: O zamanlar sene 1942-1944 yılları arasında, Şiran’ da buğday pazarı vardı. Biz buğdaya gittik peşimizden 1,5 m. kar yağdı.2 gece Telme köyünde kaldık.3. gün biz dört edireli Ben, Nuri Baba, Mustafa(vücut)amca, Şaban(Çakırın))Terson Dağına gecenin bir vaktinde geldik.4 hayvan ve yükler çığ altında kaldı. Çok uğraş sonunda hayvanları ve yükleri çıkardık. Hayvanları zor olsa da yükledik. Hatip’in hanına gittik. Yükümüzü yıktı ve bizi hanına aldı. Üstümüz tamamen ıslanmıştı ve orada üstümüzü kuruttuk. Sıcak vurunca Şaban’ın gözleri ve benim gözlerim karardı. Hatip tütünü ezip gözlerimize döktü. Gözlerimiz öyle yanmaya başladı ki kendimizi kapıya nasıl attık haberimiz bile olmadı. Yanık Armuda kadar ayaklarımız çıplak 4–5 sefer koşarak gidip geldik. Sabah hayvanları yükleyip köyümüze geldik. Mehmet Ali(Gıccır) yani Cemal ERGİN’İN babası bizden 1 tay buğday istedi. Bizde buğdaylar yaş dedik. Mehmet Ali ERGİN “Çoluk çocuk aç hiçbir yiyeceğim yok. Ben onarlı kurutup el taşlarıyla çekerim. “dedi. Bizde verdik ve aldı gitti. Hey gidi günler hey .
Güler: Dedeciğim köyde ne işler yapardınız neylerle uğraşırdınız?
Ali BOZALAN: Sabah kalkıp dama giderdik malları yedirirdik. Sonra eve gelip bizde kuymakla birlikte kahvaltımızı yapardık. Kahvaltımızı yaptıktan sonra hayvanları alıp kömüre giderdik. Hayvanı olmayanda sırtıyla taşımaya giderdi. Biz kömürü Karamustafa köyünden 5 kuruşa 8 kg.(1 batman 8 kg.)alırdık. Gümüşhane’ye götürüp batmanını 8 kuruşa satardık. Kazandığımız parayla eve ekmek ve yiyecek almak isterdik fakat fırıncılar ekmek vermezdi. “karnen varmı ?“diye sorardılar. Eğer karnen yoksa ekmek alamazdın. Şehirde yaşayanlara karne sormadan verirdiler. Köyde yaşayanlara “gidin ahlât yiyin” derdiler. Sadece fırıncılar değil Sümer mağazaları da istediğin şeyi vermezdi. Çünkü köylülere sadece kara tohuma satardılar.
Güler: Dedeciğim harmanları, tarlaları neyle nasıl sürerdiniz ve ekerdiniz?
Ali BOZALAN: Gem ile sürerdik. Gemin önüne öküzleri bağlardık. Biz gemin üstüne çıkardık harmanları sürerdik. Harmanlar saman olurdu. Toplayıp gece makineyle savururduk. Tarlaları kara sabanla ekerdik. Ekin ve buğday olurdu. Orakla biçerdik sonra yine harman olurdu.
Güler: Peki gündüz çalışırdınız. Akşamları ne yapardınız?
Ali BOZALAN: Akşamları mahallede durumu iyi olan kişilerin evlerinde toplanırdık. Tel helvası çeker sohbet ederdik. Def çalar horon çekerdik.
Güler: Dedeciğim sohbete neler konuşurdunuz?
Ali BOZALAN: Sabah ne iş yapacağımızı konuşurduk. Kömür satmak için Gümüşhane’ye gideceğimiz zamanı belirlerdik. Genelde horoz ötüşünden sonra giderdik.
Güler: Dedeciğim siz ne kadar çok çile çekmişsiniz. Biz bu kadar rahatken bile of puf diyoruz sizin yerinizde olsak ne yapardık acaba? Ama sizin zamanınızdaki çile tatlı çileydi.


Ali BOZALAN:Tatlı çile diyorum çünkü komşuluk vardı, televizyon yoktu sohbet vardı. Şimdi nerde öyle sohbet ve nerde öyle komşuluk. Kalabalıktık insanın canı sıkılmazdı. Ne güzeldi o zamanlar. Şimdi o güzel günleri bulamazsınız ve bulamayızda…
Güler: Dedeciğim bizde şimdiki halimize ne kadar şükretmemiz gerektiğini bu sohbetimizde iyice anlıyoruz.
Dedeciğim sana sitemiz adına teşekkür ediyor ellerinden öpüyor. Saygılar sunuyorum.


Not  : Sitemizi Unutmayarak Dedesi İle Röportaj Yapan Temel BOZALAN'NIN kızı Güler BOZALAN'A teşekkür ederim. İnşallah diğer köylülerimde örnek alarak böyle bir yazı yazıp yollarlar.




Gönderen M Yücel ERGİN, Cumartesi, 29 Kasım 2008 02:25, Yorumlar(0), Hepsini Oku
NİYAZİ SADIK İLE SÖYLEŞİ...

http://www.dortkonakkoyu.com/mkportal/modules/gallery/album/a_3973.jpg


     Köyüne delicesine aşık bir yürek. Kurduğu derin anlamlı cümleler sayesinde yıllar öncesine sizi götürüp köyde yaşadığınız hatırlarla sizleri kolayca yüzleştirebilecek kabiliyette bir ufuk sahibi. Söyleşi esnasında ki davranışları duygusal yapıda olmasından mı kaynaklanıyor bilinmez ama o günlerin heyecanı cümle olarak dudaklarından dökülürken gözleri nemli tekrar o yılları yaşar gibi oluyor. Yıllardır onunla bir söyleşi yapmayı çok istiyordum.Fakat bir türlü ortam ve zaman müsait olmuyordu.Bu defa köyümüzden uzak diyarlarda ama adeta köy içersinde birlikte mahalleler arasında bazende yaylada dolaşıyor gibi konuştuk Eskişehir’de.Torununun tıp tahsili için Bursa da bulunduğu sırada Eskişehir’e ziyaretimize gelen sayın Niyazi SADIK beyle sizin için doğal bir söyleşi gerçekleştirdik.


Bize Kendinizi tanıtırmısınız? Kimdir Niyazi SADIK ?.Edire köyünden Şükrü oğlu Fadimeden doğma 14.05.1943 yılında dünyaya geldim.İlk okulu köyümde tamamladım.Köyde okurken hiç unutmam kış aylarında sınıfımızı ısıtmak için her gün ailemiz koltuğumuzun altına bir odun koyar, bir elimizde okul çantamız diğerinde ise ısınmak için odun vardı.Zor şartlarda okula giderdik.Öğretmenim Abdullah Turhan. Yıl 1954.Daha sonra Ortaokulu Gümüşhane’de Erkek Sanat Enstitüsü ağaç işleri bölümünden mezun oldum. Yıldız Üniversitesi Harita Mühendisliği bölümünü kazandım ve 1965 yılında aynı üniversiteden Harita Mühendisi olarak mezun oldum.


İlk görev yeriniz neresi ?Memuriyete Ordu ilimizde başladım.Kadastro Müdürlüğüne Kontrol Mühendisi olarak atamam yapıldı.Bir süre çalıştıktan sonra 1972 yılında vatani görevim için Polatlı Top ve Füze okuluna gittim.Sonra Konya ilimizde İnşaat Emlak Başkanlığında Yedek subay olarak vatani görevimi tamamladım.


Askerlik görevinden sonra tayinim İzmir-Buca Tapu Fen Amiri olarak çıktı. Göreve başladım. Buca da dört yıl Tapu Fen Amiri olarak görev yaptıktan sonra 1978 yılında Memuriyetten istifa edip Ceyhun Harita Müh.İnş.Emlak San.Tic.LtdiŞti.ni kurarak iş hayatına atıldım.Serbest harita mühendisi olarak çalışmaya başladım.


İş hayatınızdaki ilkelerinizden bahsedermisiniz ? İş hayatının kendi içerisinde olmazsa olmazları vardır.  Prensiplerimden şartlar ne olursa olsun hiç  taviz vermedim.Başladığım bir projeyi verdiğim sürede mutlaka teslim ettim.Yüzlerce proje çalışması yaptım bir kişi bana diyemez ki benim projem gecikti,veya eksik oldu.Asla bu tip uygulamalar içinde olmadım.Yıllar sonra bu ilkelerimi bilen ve duyan bir çok yatırımcı bana gelerek proje çalışması yaptırmıştır.


http://www.dortkonakkoyu.com/mkportal/modules/gallery/album/a_1445.JPGKöyümüzle ilgili önemli bir kamera arşivine sahipsiniz?.Bu kamera çekimi Nasıl başladı ? Kamera çekiminin başlaması şöyle oldu.Oğlum Seyhun Sadık İstanbul da Üniversitede okurken kamera aldı kendisine.Bende düşündüm bu kamera ile yazın köye gittiğimde köydeki gördüklerimi yaşadıklarımı çekebilirim diye düşündüm.Ve öylece başladım.Yıl 1987.Bu tarihten beri aralıksız olarak her yıl çekim yaptım.Bundan sonrada ömrüm vefa ettiği sürece yapacağım.18 Adet DVD formatında  2008 yılına kadar çekimler mevcut.Bir CD yaklaşık 80 Dakika olduğuna göre toplam 1440 Dakikalık (24 Saat) bir çekim mevcut.Aslında bu süreler orijinal CD.lerde çok daha fazla fakat çok uzun olmasın diye yıl sonunda montaj yaparak bu süreyi kısaltıyorum.


Bu Çekimlerin içerisinde ağırlıklı olarak neler mevcut? Köyümüze ait her şey var diyebiliriz. Düşünün yıllar önce aramızda olan bir çok köylümüz bugün rahmetli olmuş bunlar var,Bunların köyde yaptığı çalışmalar başta olmak üzere Nişanlar, Düğünler, Bayramlar, Cenazeler, Köyde okunan mevlitler v.s. aklıma gelenler.


Köyde yaşadığınız unutamadığınız birçok anınız vardır elbette birisini bizimle paylaşırmısınız ? Bir çok anım var. Ama aklıma gelen öğrencilik yıllarımdaki bir anım.Onu paylaşalım sizlerle. Gümüşhane’de okuduğumuz yıllar. Köyden birlikte okuduğumuz arkadaşlarla Cuma günü akşamı dağdan yürüme köye gelir haftalık yiyeceklerimiz alır Pazartesi günü sabah namazı köyden çıkar aynı yolla şehre okulumuza giderdik. Yaklaşık  oniki arkadaştık.Celil Sadık,Ayhan Demirel,Hasan Çakır,Altan Turhan,Mehmet Bozalan,Mehmet Cavdar hatırladıklarımdan bazıları. Mevsim kış yine yollardayız.Yaylanın sineklik mevkisine çıktık.Kar belimize çıkıyor.Göz gözü görmüyor.Kafileden bazı arkadaşlar geri döndü.Ben rahmetli Altanla devam ediyoruz.Kaynarcanın oralarda iken köyden büyüklerimiz peşimize geldiler.Bizde daha dayanamadık geri döndük.Hasköye yürüme indik.Araç yok bekledik.Torula giden bir kamyonun kasasına hep birlikte bindik.Soğuk fırtına üşüdük hepimiz.Sonra Toruldan NAFA (şimdiki Köy Hizmetleri) yazan bir kamyon bizi aldı.Kasasına bindik.Soğuk Heryerimiz buz tuttu.Buzdan heykel olmuştum hiç unutmam. Şehire varır varmaz doğruca sınıfıma gittim.Dersimiz Matematik idi.Hocamız Ömer Topaloğlu.Beni çok severdi.Sınıfa girince beni buzlar ve karlar içinde görünce çok şaşırdı.Hemen sandalyesini sobanın yanına koyarak beni ısıtmaya çalışıyordu.Sıcağın tesiriyle üzerimdeki buzlar paçalarımdan erimeye başladı.akan sular sınıfın ortasından ilerlerken sıcağın tesiriyle sınıfımızın içi buharla doldu.sonra sırama oturdum.Bu halimi hiç unutamam.Çok zor şartlarda okuduk.
İnsan yaşadığı zorluklar karşısında pes etmemeli. Başarabilmek için onun bedeli ne ise ödemeli. Bedava hiçbir şey yok. Kişi sabreder çalışırsa istikrarlı olursa yüce yaratıcı sonunda bu gayretin karşılığını veriyor.


Gençlik yıllarınızdan çok bahsedersiniz? Neler yaptınız da unutamıyorsunuz o yılları ? Evet ben köyde geçen 0-18 yaş dönemini hiç unutamam.Dolu dolu doğal yaşam akışında köyümde geçen bu yılları hiç unutamam.Hiç boş vaktimiz yoktu.Okul zamanı okul tatilde de köyde hangi iş varsa onu yapardım.Günlerimiz dolu dolu ve eğlenceli geçerdi.Yaylada çobanlık bile yaptım.İlk okulu bitirdikten sonra yaylada 1 numaralı dana çobanı kim diye sorarsanız Niyazi sadık derdi o zaman yaylacılar.yaylada 220 adet dana vardı.Her yer çok canlıydı.Yaylada yaklaşık 60 aile vardı.hayvancılık çok fazlaydı.1600 küçük baş 750 ise büyük baş hayvan vardı.Ayrıca 60-65 çift arası Öküz vardı.Tarlalarımız hiç boş kalmazdı.Her yere arpa buğday ekilirdi.Köyümüz yine öyleydi.Her yer canlıydı.Dağı tarlası mahallesi şenlikti.


Peki O zamanki Çobanları hatırlıyormusunuz ? Hiç unutmadım ki.O yıllar altın harflerle yüreğimde yazılıdır.Küçükbaş hayvanların çobanı rahmetli Kutunoğlunun Ahmetti.Büyükbaş hayvanların ki ise Falcının oğlu İsmail idi.Öküz çobanı ise şeyh Ali idi.


Şiir Severmisiniz; Şiiri okumasını ve yazmasını severim.Benim yaşadığım 0-18 yıllarına sığan köyümüzde yaşayan bütün mahallelerdeki kişiler için bir şiir yazdım.Ön adları ile birlikte.Niçin böyle yaptım yiğitler ön adları ile (lakapları) ile anılır.Herkes onları öyle tanırdı.Şiirimin ilk mısrasıda Edirelim,Dörtkonaklım,Benim Yiğit İnsanlarım…. Diye devam eder.


Mühendis olmak nerden aklınıza geldi o yıllar ? Aslında öğretmen olmak istiyordum. Benden 2-3 kuşak önce olan bazı köylülerim Erzurum-Pulur öğretmen okulunda okuyorlardı.Köye gelince onları kıravatlı görür ve çok severdim.Kıyafetleri ilgimi çekerdi.Bende bunlar gibi olacağım derdim.Öğretmenlik sınavına girdim.Adeta öğretmen olmuş gibi köyde gezmeye başladım.Fakat öğretmenlik sınavını kazanamadığım haberini alınca çok üzüldüm.Sanat okuluna gittim.Mühendis olmaya karar verdim.Niçin sanat okuluna gittim onuda açıklayayım.Bu okulun öğlen yemeği olduğu için.Öğrencilik yıllarında bu bir avantajdı.


Uzun süredir köyünüzden uzaktasınız. Bazı köylülerimiz köyle olan irtibatını çok azalttı.Ama siz köyden kopmadınız Niçin ? Köye gidince neler hissediyorsunuz? Hayatım boyunca o çocukluğumun geçtiği o yollar,çalılar,ağaçlar anılar hiç silinmedi.Köye gidince ağaçlar,kuşlar köyde bana hoş geldiniz der el sallar bu hissederim. O yılları Çocukluğumun özgürlüğü ve hatıralarıyla yaşadım.Köydeki örflerin adetlerin sadeliği,bayram günlerinin şenliği,coşkusu,düğün merasimleri başkaydı.Hiç unutulur mu.Bütün köy düğün ederdi.Düğüne herkes iştirak ederdi.Düğün hediyesi olarak kadınlar atkılarının (zamanın başörtüsü) altlarlına koyduğu hediyelerini düğün sahiplerine verirlerdi. Bu hediyeler bazen  Börek, Siron, Makarna, Fasulye,Somun Ekmek, olabiliyordu.Çünkü evinde ne varsa ondan  hediye edilirdi.Her şey doğaldı.Bu yardımlaşma köydeki sosyal dayanışmanın ve yardımlaşmanın da bir göstergesiydi.Kız evinde dört gün kına yakar oyunlar oynanırdı.Düğünler genelde sonbahar mevsiminde yapılırdı.Köyde davul zurna yoktu.köye gelen Davul zurna 15 gün köyümüzde kalır bir çok düğünü yapar öyle köyden ayrılırdı.Bu söylediklerim benim köklerim insan özünden ve kökünden kopmamalı.


O yıllar köyümüzde hiç memur varmıydı ? Hatırladığım üç memur vardı. Bunlar Tahsildar Hakkı,Postacı Salih Turhan ve Karadayı Hüseyin idi.Onun dışında herkes köyde yaşardı.İlişkiler çok sıcaktı.Büyüklerle küçükler arasında mesafeler hep korunurdu.


Köyde doğup büyüdüğünüz evinizin yerine çok güzel mimaride bir ev yaptınız. Evinizin bir köşesini Müze olarak tasarlıyorsunuz. Niçin?  Yukarıda da belirttiğim gibi köyüm örf ve adetini 18 yıl doya doya yaşadım.Bu mükemmel köy hayatının özlemini gurbette 45 yıl hep hissettim.Bir gün köye dönüp bu günleri yaşamak istediğimi rabbimden istedim.Yüce Mevla da bana bu imkanı verdi.Köyde yaşanabilir bir mekana ihtiyaç vardı.Çocukluğumun geçtiği baba evi bakımsızdı.doğal halini hiç bozmadan tamir edelim dedik fakat ekonomik ve dayanıklı olmayacağı için son teknolojileri kullanarak bir ev yaptık.Müze konusuna gelince evet böyle bir çalışmam var.Köyde yaşadığım yıllarda kullandığım bütün araç ve gereçleri bu müzede toplamaya başladım.Amacım bu doğal yaşamda kullandığımız aletlerin unutulup kaybolmaması, gelecek kuşaklara aktarılması.O döneme ait araçları kimden alırsam onun ismini altına yazacağım.Şimdiye kadar 45 parça araç gereç müzede bulunuyor.


Bundan sonra köy için düşündüğünüz projeniz var mı ? Evet var.Köyümünhttp://www.dortkonakkoyu.com/mkportal/modules/gallery/album/a_3974.jpg filmini çekeceğim.Bir yıl (365 gün) köyde hangi işler hangi yaşam şartları doğal yaşamın akışı içerisinde meydana geliyorsa bunun filmini çekeceğim.Adeta köyümüzün belgeseli de diyebiliriz buna.Kısa zamanda bu filmin çekimine başlayacağım inşallah.Örnek verirsem Ot ve tarla biçme,Fırında ekmek pişirme,Odun yapma,Patates çıkarma,  v.s.


Başarılı bir işadamısınız ve her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir eş vardır derler. Eşinizle nasıl tanıştınız ?Her zaman yakın desteğini gördüğüm eşim Güler hanım Gümüşhane’nin merkezindendir.Lisede 4.sınıfta okurken onlara yakın bir ev kiralamıştık.Kader çizgilerimiz orda kesişti.Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a gidince 1.sınıfta nişanlandık.Okul bitiminde 1967 yılında evlendik.


Köyümüz artık internet ortamında.Bu söyleşi köyümüzün sitesinde yayınlanacak.Siteyi nasıl buluyorsunuz ? Sitenin yapımcısı Mehmet Yüceli tebrik ediyorum.Herkese örnek bir çalışma.Gümüşhanede ilk defa böyle bir çalışmaya imza attığı için.Bunu da bizim köylü bir delikanlı başardı.Fırsat buldukça siteyi inceliyorum.Her şey çok güzel.Destek olmak lazım.Kamera çekimlerinden bazı görüntüleri kendisine verdim siteye koydu.Bunlar güzel şeyler.Başarılarının devamını diliyorum.


Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz ? Sizle çok teşekkür ederim. Böylesi bir söyleşi için.Köyümüz çok güzel bir köy.Her zaman köyümüzle köylülüğümle ve köylülerimle iftihar etmişimdir.Fakat son yıllarda köyümüze olan ilgi azaldı.Bağlılık erozyona uğradı.İnsanlar ekonomik rahatlığa erişince gelenek ve görenek ihmal edildi.Özellikle gençler hayatın koşullarına kendilerini kaptırdılar.İçlerinde çok başarılı gençlerimiz var.Akıllılar.Takdirle onları izliyorum.Bütün gençlerimiz geleceğimizdir.Herşeyimizdir.Hayatı ciddiye almalarını istiyorum.Atacakları adımları iyi hesaplamalılar.Bu vesile ile bütün köylülerime ve okuyuculara en kalbi sevgi ve selamlarımı iletiyorum.


 




Gönderen M Yücel ERGİN, Perşembe, 06 Kasım 2008 13:08, Yorumlar(0), Hepsini Oku
İSMAİL ERGİN’İN HAYATI VE ÖZGEÇMİŞİ

   http://www.dortkonakkoyu.com/mkportal/modules/gallery/album/a_3713.jpg


    1938 Gümüşhane Dörtkonak (Edire) Köyünde doğdum. İlkokulu Dörtkonak köyünde, Orta okulu İstanbul’da bitirdim.14 yaşında gurbet hayatına çıktım. İlk gurbetçiliğim Elazığ Genç ilçesinde 5. kısımda arı şirketinde 6 ay işci olarak çalışmıştım. Bu çalıştığım yer Elazığ Van hattı 5. kısımda idi. 6 ay sonra işten ayrılıp babam Mehmet Ali ERGİN, amcam Temel ERGİN komşumuz Mustafa ERGİN ve köyümüzden Osman Turhan ve arı şirketinde usta başı olarak Yaydemir köyünden Zeki UĞUR ve oğlu okul arkadaşım Halit Uğur’la birlikte beraber çalışmaktaydık. (1953- 1954 ) Bu şirketten ayrıldıktan sonra köye geldik sene 1955 de aynı şirkette Sivas’ın Gürün kazasında yol köprü inşaatlarında çalıştım.  1956-1957 de Gümüşhane Sanat Okulunda okula başladım. Marangozluk bölümünün 2. yılında okulu terk ettim. 1956-1957 yılında Erzurum Şeker Fabrikasında da işçi olarak çalıştım. 1958’ in Temmuz ayında Manisa’ya asker olarak gittim. Eğitimi Manisa da yaptım 2 ay sonra Kırkağaca bizi top eğitimine gönderdiler. Kırkağaç da inzibat subayı Amcazade ve aynı köyden Remzi ERGİN ’le birlikte ve Yaydemir köyünden okul arkadaşım Sıhhiye Astsubayı Salim YALÇIN’la birlikte aynı taburda askerlik yaptık. 4 ay sonra dağıtıma İstanbul Halkalı’ya gittim.  En son Florya şenlik köy orta bakım bölüğünden terhis oldum (1960).
        Askerden sonra Trabzon Sıtma Eradikasyon Bölge Başkanlığında açılan 45 günlük kurs neticesinde sağlık koruyucusu olarak kurstan mezun oldum. 1961 Ekim ayında Trabzon da sıtma sağlık koruyucusu olarak göreve başladım. 1962’de Rize Sıtma Eradikasyon Bölge Başkanlığına tayin oldum. Rize de 4.5 sene sağlık koruyucusu olarak çalıştım. 1965 de Trabzon PTT Bölge Başmüdürlüğünde açılan PTT dağıtıcı sınavına girdim ve başarıyla tamamladım. Aynı yıl Ankara Telgraf Müdürlüğünde telgraf dağıtıcısı olarak işe başladım. İlk defa PTT Genel Müdürlüğünden dairemize gelen bir müfettiş müdürlükte beni sordu bende o anda TBMM’nin telgraflarını teslim ettim ve daireye döndüm. Döndüğümde Tevziat şefimiz Adnan Bey seni genel müdürlükten gelen bir müfettiş  sordu bende müdürlüğe gidip müfettişi gördüm. Bana ilk sorusu şu oldu ; “seni Gümüşhane’ye tayin edelim orada çalışırsın dedi”.Bende kabul ettim.  1968 de Gümüşhane PTT Müdürlüğünde PTT  dağıtıcı olarak  göreve başladım. 4,5 yılda Gümüşhane PTT Müdürlüğünde çalışarak 1971 yılının Ocak ayında Almanya’ya işçi olarak gittim. 4,5 yıl Almanya’da kaldım. Tekrar İstanbul’a döndüm  ve  İstanbul PTT Başmüdürlüğü Sirkeci Postanesinde görev aldım. 1980 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra Üsküdar’da oturduğum evimde ne yapacağımı düşünürken birden aklıma bir matbaa pazarlama işi yapayım diye gelmişti. Ogün bir matbaa ya uğradım bana bir katalog verdi bir bayan ben o katalogu İstanbul’un çeşitli yerlerini gezerekten 10 sene bu görevi yaptım. 1993 de Kocaeli Derince kazasına çocuklarıma daha iyi  iş imkanı bulmak için yerleştim. 1993 den bugüne kadar halen matbaa pazarlama işini sürdürmekteyim. Kocaeli de 1997 de  Akabe Matbaası isminde bir matbaa açtık. Halen bu matbaa görevini yürütmekteyim.http://www.dortkonakkoyu.com/mkportal/modules/gallery/album/a_3712.jpg Bir süre Üsküdar’da siyasetle uğraştım. 

         Çocukluğumda köyümüz Edire anılarımdan bir tanesini size aktarmak istiyorum.
Bir gün manastıra giderken köydeki komşularla birlikte bizim Gavreli geçerken ayağımızda sırımlı çarıklarla yürürken ayağıma bir diken battı. Onun acısını unutamam. Biz fakir bir aileden gelmekteyiz. Öyle ki  bir anımı  daha siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum. Bir gün evimizde ekmek yoktu biz 3 kardeşiz küçük kardeşimle birlikte annemin   ekmek yapmak için hamur yoğurduğu tekneyi kazıtarak oradan çıkarmış olduğumuz hamur kırıntılarını elimizle golot yaparak ateşin üstüne attık ve bunu ekmek olarak pişirdikten sonra yedik. Öyle ki evimizde hiç bir şey kalmamıştı. Buda benim hayatta unutamayacağım en büyük anımdır. 1950 de okula başladığım zaman köyümüzde ilk defa iki tane öğretmen vardı. Benim öğretmenim Ruşen Uslu ve halen hayatta olan Abdullah Turhan dır. Abdullah Turhan zamanın en seçkin  öğretmenlerindendi.  Köyümüzde körpe çobanlığı yaptım. Babamla birlikte öküz çobanlığı yaptım bizim zamanımızda köyümüzde genelde çiftçilik herkes tarafından yapılırdı.şimdi bu işler mazide kaldı. Geçim kaynağımız ormana bağlıydı. Ormanda çok kömür yaktık. Bu kömürü sırtımızda yürüyerek şehire getirip şehir esnafına  satardık. Genelde geçimimizi bu yönde temin ederdik. 
           Ben her yazın köyümü çok özlediğimden dolayı sekiz ay Kocaeli de kalıyorum. 4 ay köyümde kalıyorum. Köyümü çok seviyorum. Gerçektende köyümüz turistlik bir bölge. Hele köyümüzün yaylası , gölü ve havası benim en özlediğim bir duygudur. Halen 70 yaşındayım ömrüm sağ oldukça her yaz köyüme gidip geleceğim ve ölürsem beni doğduğum köye defnedin. Saygılarımla.


NOT: Sevgili köylülerim köyümüzün yaşlıları ile boş zamanlarımda röportaj yapmaya çalışacağım. İnşallah yaptığım bu çalışmalarımı beğenirsiniz. Bu işi yapmamdaki amacım köyümüzdeki yaşlılarımızı unutmayarak onlarıda sitemize bir nebze olsun katmaktır. Saygılarımla


------














Gönderen M Yücel ERGİN, Pazar, 28 Eylül 2008 11:23, Yorumlar(0), Hepsini Oku
ZAMANA YOLCULUK.. MOLLA MUSTAFA DEDE İLE...

http://2_yucel_9.sitemynet.com/mynet_resimlerim/molla_1.jpg


 


 


    O köyümüzün uzun zamandır fahri İmamı, İmamlar gelir gider ama o hep kalır Derin mütevazı bir şahsiyet Dörtkona’ğın MOLLA dedesi. Torunu Meryem ERGİN’İN sitemiz adına kendisiyle yapmış olduğu söyleşiyi yayınlıyoruz.


 Değerli dedeciğim doğum tarihini sizden öğrenerek söze başlayalım.


Ben Mustafa(Molla) ERGİN 03.01.1929 yılanda doğdum.
   
        Sevgili Dedeciğim Köyümüzün tarihi hakkında biraz bilgi verirmisiniz. ?


 Köyümüz dörtKonak ismini çok eski zamanlarda ticaretle uğraşan insanlar tarafından dördüncü konak olarak kullanılıyordu halk arasında köyümüze artık dörtkonak olarak hitap edilmeye başlanmış. köyümüz 1940 yıllarda nüfus yoğunluğu bakımında merkez olarak kullanılıyordu gelen yazışmalarda köyümüze edire köyü nahiye merkezi olarak geçerdi


Peki Dedeciğim Köyümüze bir çok köy bağlıymış o köyler hangileri ?


O zaman birçok köy bizim köye bağlıydı bunlar: Manastır, Zirli, Midi, Kaden, Evreniydi. Zamanla kentlere göç sayesinde nüfus azalmış ve bu köylerde bizden ayrılmıştır.


    Dedeciğim Siz köyümüzde kaç yıl İmamlık yaptınız. Bunun yanında başka ne yapardınız?


  Ben 6 sene imamlık yaptım köye 1960-1966 ya kadar. Ben köy halkının dişini bile çektim. Elde yapılmış bir kelpetinle komşuların ağrıyan dişlerini çekerdim.O eskidiği için dayımın oğluyla Fransa dan bir çift kelpeten sipariş verdim.Yine onlarla diş çekmekteyim.


     Dedeciğim Sizin zamanınızda geçiminizi nasıl sağlıyordunuz.? http://2_yucel_9.sitemynet.com/mynet_resimlerim/mustafa_amcaaaaa.jpg
   
   Bizim zamanımızda işte çalışanlar azdı bizde geçimimizi değişik yollardan sağlardık. Ben odun kömürü yaparak geçimi sağlardım. Odun kömürü yapmak için hursulun başındaki pelit ağaçlarını keser sırtımızla kuyunun yanına taşırdık. Topraktan 3m boyunda 1,20 gelişliğinde kuyu açardık. yanlarına ağaçtan yastık yapardık onun üzerine yaş pelitleri dizerdik 1m yüksekliğinde ondan sonra köknar odunlarını üzerine dizerdik üzerine toprak örterdik ağız kısmından yakardık. Bu yanarak kömür haline gelirdi. Bu kömürleri alır hayvanlara yükler yürüme Gümüşhane ye getirirdik. Burada kahvecilere, terziler ve durumu iyi olan ev sahiplerine satardık işte ben bir dönem geçimimi böyle sağladım.


Dedeciğim Birde çayla ilgili bir maziniz vardı onu sitemiz için tekrar Anlatırmısınız?


  Bizim zamanımızda çay ve şeker gibi gıdalar karneyle satılırdı. Bir gün rahmetli olan ablam Ballı çok hastaydı çay istiyordu evde de çay yoktu o zaman küçüktük işte babam beni belediye reisinin yanına gönderdi çay şeker istemeye belediye reisinin yanına gittim benden başka iki kişi daha vardı belediye reisin bir şeyler yazıyordu neyse yazdığı şeyler bitti bana döndü ne istiyorsun dedi bende yarım kg şekerle 100kg çay istedim ablamın içmesi için belediye reisi hemen oradan kalktı bastonunu aldı peşimize koştu biz üçümüz neye uğradığımızı şaşırdık. belediye reisinden böyle bir hareket beklemiyorduk neyse çayla şekeri alamadan köye geldik.


   http://2_yucel_9.sitemynet.com/mynet_resimlerim/mustafa_amca_copy.jpgHiç unutmam dediğiniz bizimle paylaşmak istediğiniz,anılarınız varmı bizimle bir kaçını paylaşırmısınız? Dedeciğim… 
    
Evet bir gün ben daha 13-14 yaşlarındayım. Menemşe halamla yol bilmiyoruz bizi gönderdiler Şiran a buğday, arpa,bulgur vb. şeyler istemeye  aylardan da mayıs ayıydı işte.Sora sora Şiran a yakın bir  köye geldik bu köyden de bir şeyler topladık bir kapıyı çaldık işte bir adam çıktı ne istiyorsun dedi bende torbayı uzattım adam beni şöyle bir süzdü bana benim öküzlerim var beklermisin dedi bende bir şey söylemedim adam beni kapıdan kovaladı senin bir şeye ihtiyacın yok dedi ihtiyacın olsa çalışırsın neyse bazı köyleri de gezdikten sonra ulu Şiran a geldik burada bizi kimse içeri almadı bizde saman mereğini açtık o akşam merekte uyuduk.dokuz köy gezdik ama sadece 1 teneke toplaya bilmiştik.O zamanlarda isteyici çoktu hep çorba kaşığıyla veriyorlardı neyse 1 gün sonra köye geldik hemen topladıklarımızı taksim ettik.Dedem hemen haşıl pişirdik açlığımızı giderdik.
           Bir gün yine babamla oturuyorduk annem patates tohumu yok dedi. Babamla gittik termeden 5 teneke patates aldık. Akşam bu köyde kaldık sabah kaktığımızda köy odasına bulgur çorbası ve birer tanede golot getirdiler. Çorbaları içtik golotları yolda yemek için ayırdık. Moskufalı Mevlüt ULUTAŞ’DA bizimleydi. Biraz yürüdükten sonra yorulduğumuz için çantayı onun hayvanına astık. Biz dinlenince o ilerledi: Babam beni önden gönderdi çabuk git çantayı al. Ben koşa koşa 1 saatte kavutlum. Patatesler sırtımda Çantayı elime aldım ki çantada bir şey kalmamış o açlıkla yarı gece Karamustafa köyüne geldik. yattık sabaha yakın kalktık godilin üstüne geldiğimizde babam bizim bostana baktı dedi ki Mustafa bostan ekilmiş görünüyor bende baktım ki gerçekten bostan ekilmiş. Bu annem bizi göndermiş patates almaya meğer arkamızdan bostanı ekmiş. Patateslerin yarısını yedik yarısını ektik. Bizim o bahçeyi görünce aklıma hep annemin yaptırdığı bu olay geliyor.


Dedeciğim bizde şimdiki halimize şükretmemiz gerektiğini bu sohbetimizde iyice anlıyoruz.


   Dedeciğim sana sitemiz adına teşekkür ediyor ellerinden öpüyor. Saygılar sunuyorum.


Not: Sitemizi Unutmayarak Dedesi İle Röportaj Yapan Baki ERGİN’İN kızı Meryem ERGİN’E teşekkür ederim. İnşallah diğer köylülerimde örnek alarak böyle bir yazı yazıp yollarlar.




Gönderen M Yücel ERGİN, Çarşamba, 24 Eylül 2008 11:05, Yorumlar(0), Hepsini Oku
ALİ BOZALAN İLE ESKİ RAMAZANLARA YOLCULUK

http://www.dortkonakkoyu.com/mkportal/modules/gallery/album/a_3697.JPG


     Sevgili köylülerim geçtiğimiz hafta haber bulmak için dolaşırken Köyümüz Sakinlerinden Ali BOZALAN  ile karşılaşarak  kısa bir röportaj yaptım. Yaptığım bu röportajımı sizlere sunuyorum. Kısada olsa öz olduğunu düşünüyorum inşallah beğenirsiniz.




     Eskiden Ramazanlar nasıl olurdu?




     Eskiden köydeki ramazanlar yorgunlukla geçerdi . Rehberlik vardı. Biçme, Sürme, Açlık, Susuzluk ile geçerdi.



    Açlık dediniz de nasıl yani?



     Nerde bişe bulup yemek gece sahura kalktığımızda pancar kavurması yerdik.


    Ne yapardınızda yorgun olurdunuz?



    Gündüz akşama kadar harmanı sürerdik. Ormana giderdik öğlene kadar yaprak keserdik öğleden sonra susuzluktan daha çalışamazdık. Ekin biçmeye geç gidilirdi. Gündüz sıcaklıktan gidilmezdi. Eskiden komşuluk vardı herkes birbirine yardım ederdi gücü yeten yetene yetmeyene yardım ederdi şimdi kimse kimseyi tanımıyor.



    Nasıl komşuluk unutamadığınız bir komşuluk örneğini bizimle paylaşırmısınız.?



     Hiç unutmam ramazanda 3 öküzüm vardı 1 tane köyde bulamadım. Dağa tohum ekmeye gideceğim mevsim güz aklıma koydum ki Rahmetli (Maraşal) Ahmet’ten bir çift öküz alırım hayvanları yükledim çıktım oraya ki hazırlandı oda tarlaya gidecekti bende öküzü istedim ondan oda baktı bana dediki madem buraya kadar geldin al öküzü bende yarın giderim. Öküzü verdi bana bende gittim 9-10 teneke tohum ektim akşam geldim kar yağdı. Rahmetli (Maraşal) Ahmet Tarlasını ekememişti.  Şimdi Öyle bir komşu varmı ?



Gerçekten örnek alınacak bir komşuluk davranışı Çok sağ ol. Ali emmi Allah senden razı olsun. Bu konuşmamızı köyümüzün sitesinde yayınlayacağım gurbetteki köylülerimde bunları okuduğunda geçmiş yıllarında yaşadıkları günlerini bir nebze olsun hatırlayacaklardır. ..



Ha eylemi sendende Allah razı olsun yiğenim…





Gönderen M Yücel ERGİN, Pazar, 21 Eylül 2008 01:23, Yorumlar(0), Hepsini Oku
AŞIK FİGANİ İLE YAPILAN ROPÖRTAJ

http://www.dortkonakkoyu.com/mkportal/modules/gallery/album/a_1943.jpg

 

    Nerde bir Dörtkonak sözcüğü yada sözü bulsam hemen ardına düşer arayıp bulmaya çalışırım. Kısmet bu ya. Bu defa yolumuz sevdiğimiz bir ozanla kesişti sevgili Ziyaretçilerim. Sizler onu Aşık figani mahlasıyla tanıyorsunuz ama gerçek adı İbrahim OKUR ‘dur. Köyümüzün internet sitesine yazmış olduğu şiir çok anlamlıydı. Bende  bu güzel şiirin yazarını sizler için gittim, buldum ve kısa bir ropörtaj yaptım.

 

Bize Kendinizi Tanıtırmısınız Sayın ozanım ?

    15/03/1951 (1948 Tashih) yılında Gümüşhane İli Merkez Çaltılı (Reksene)  Köyünde dünyaya gelmişim. İlkokulu köyümde, Orta ve Lise öğrenimimi Gümüşhane İmam Hatip Lisesinde tamamlayıp,1976 yılında göreve atanıp, 1979 yılında Mareşal Çakmak Eğitim Enstitüsünü bitirerek, toplam on beş yıl İmam-Hatip ve Öğretmenlik yaptıktan sonra ailevi sebeplerden dolayı naklen görev değiştirerek 1989 yılından itibaren halen Gümüşhane İl Müftülüğünde Sayman olarak çalışmaktayım. Evli ve biri vefat etmiş altı çocuk babasıyım.

Aşıklıkla olan ilginiz ne zaman başladı ?

   Aşıklık geleneğinde; çocukluğumda çobanlık yaparken başladığım çalıp söylemeye halen Aşık Figani mahlasıyla devam etmekteyim.Türkiye  Murat ÇOBANOĞLU Uluslar arası Aşıklar Bayramına zaman zaman katılarak Gümüşhane ilimizi en güzel şekilde temsil etmeye çalışmış,Geçtiğimiz yıllarda 29 FM de aşıklar programları yapmış, Çeşitli konularda yazmakta olduğum şiirlerimden bir kısmı mahalli basında (Demokrat, Köylünün Sesi-Kuşakkaya, Gümüşkent)  yayınlanmaktadır.

Dörtkonak Köyü Sitesinden nasıl haberiniz oldu Site hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

   Sitenizi www.gumushane.gen.tr adresinden gördüm birazda Dörtkonak köyüne yakınlığım olunca hemen ziyaret ettim.Gerçekten çok güzel bir site yapmışınız tebrik ediyorum.Köyle ilgili aradığımız her şey hemen hemen mevcut. Başarılar dilerim.

Dörtkonak Köyü ile yakınlığım var dediniz bunu biraz açarmısınız ?

   Elbette Kayın validem Dörtkonak köyü sakinlerinden.Demireller sülalesinden.Onun vasıtasıyla yaklaşık 1970 li yıllarda başlayan bir bağım halen devam ediyor.Dörtkonak köyünü seviyorum, imkan buldukça gidiyorum.Akrabaların dışında yakın dostlarım var.Dernek çatısı altında Çok güzel kültürel ve sosyal faaliyetler oldu geçmişte.http://www.dortkonakkoyu.com/mkportal/modules/gallery/album/a_1944.jpgÖzellikle yayla şenliklerine katıldım.Ayrıca cenazelerine, Bazen düğünlerine Katılarak, Ayrıca sevimli halkı ile olan ilişkilerim demokrat gazetesi ve çalışanları Başta Hacı Hüseyin amca, Alişan Ergin bey, Sayın Yusuf Sadık bey,Bacanağım dediğim Mehmet Sadık, İl dışında olan Sayın Hüseyin Turhan,Mahalli İdareler Müdürü Çağlayan bey emektar eski muhtar ve daha bir çok kamu personeli ve  köy sakinleri ile her iki cami cemaati ile olan ilişkilerim devam ediyor.Görevim gereği köy camilerini gezerken o bölgeye gittiğimde Dörtkonağa mutlaka uğrayarak dostlarımın çay veya kahvelerini içmeye çalışarak gönül dostluğum devam eder. Yine aynı şekilde Mart ayının 15 ‘de Kültür Merkezinde yapacağınız birlik ve beraberlik gecesinede bendenizi davet ettiğiniz için Dörtkonaklı hemşerilerimle o gecede birlikte olmaya çalışacağım. Bilirsiniz Biz Aşıklarda Doğaçlama meşhurdur. İsterseniz şu an ben içimden gelenleri sözle ifade eydim siz kayda geçersiniz.

Çok Güzel olur; Buyurun:

Dernekler kültürel, köprüler kurar,
Dörtkonak derneği, örnek olmalı.
Sosyal yapımızda, gönüller sarar,
Dörtkonak köyünü, örnek almalı.

İnsanlık alemi, muhtaç birliğe,
Cehalet değimli, zarar erliğe,
Dayanışma ruhu, ışık körlüğe,
Dörtkonak köyünü, örnek bilmeli.

Muhabbet ocağı,orda alışır,
Yaşlısı yamanı, burada buluşur,
Dernekler her türlü, derde yetişir,
Dörtkonak derneği, daim kalmalı.

Geçmişini bilen, hedef tutturur,
Birlikte maharet, vuslat hattıdır,
Aşık Figaniyim, lezzet tattırır,
Encamı hayrola,varıp bulmalı.

Sayın Aşığım Ayrıca daha önce köyümüz için yazmış olduğunuz başka bir şiiriniz olduğunu zannediyorum onu da lütfedermisiniz.?

Memnuniyetle
 
YAYLASI YUVASI GÜZEL KÖYLERİM

Gönül huzur bulur,şu yaylalarda,
Yaylası yuvası, güzel köylerim.
Pınarı soğuksu,gür oralarda,
Yaylası yuvası, güzel köylerim.


Dörtkonak yaylası,yaylalar hası,
İçinde yaşarlar,gönül ağası,
Efil efil eser,serin havası,
Yaylası yuvası, güzel köylerim.

Mahalli basında,örnek nüvesi,
Demokrat gazete,köylünün sesi,
Derneği muhtarı,coşar hevesi,
Yaylası yuvası, güzel köylerim.

Türlü avaz kuşlar,söyleşir çoğu,
Koyun kuzu,sığır,dolaşır dağı,
Yeşili çiçeği,peyniri yağı,
Yaylası yuvası, güzel köylerim.

Yaz bahar ayında,yemlik seçerdik,
Dağda arpa buğday,tarla biçerdik,
Çalışıp yorulup,ayran içerdik,
Yaylası yuvası, güzel köylerim.

Çocuktum çobanlık,sürü gözledim,
Kaynanam bu köyden,öze gizledim,
Aşık Figaniyim,sizi özledim,
Yaylası yuvası, güzel köylerim.

Sayın hocam bana zaman ayırdığınız için size çok teşekkür ediyorum.

Eklemek İstediğiniz bir husus varmı ?


   Muhterem Kardeşim kısaca şunu ifade etmeliyim. İlimiz genelinde gerek Rahmanı rahmete kavuşan değerlerimizi ve gerekse halen hayatta olan Şair,yazar,aşık ozan Türk sanat ve Halk müziği… gibi konularda yetişmiş şahsiyetlerimize sahip çıkmalıyız. İlimizde düzenlenen sosyal ve kültürel etkinliklerde her nedense çoğunlukla  yer verilmiyor.Böyle uygulamalar bu değerlerimizi üzmektedir.

Çalışmalarınızda başarılar diliyor yeni şiirleriniz bekliyorum. Özellikle Dörtkonak köyü ile ilgili şiirler.

   Kıymetli Mehmet Yücel bey kardeşim ömrümüz oldukça bu şehrin ve memleketimizin güzelliklerini gönlümüzden geldiğince ifade etmeye çalışacağız.Bende sizlere derneğiniz ve sevdiğim Dörtkonaklı tüm hemşehrilerime sevgi ve saygılarımı sunuyorum.




Gönderen admin, Salı, 04 Mart 2008 16:58, Yorumlar(0), Hepsini Oku


MKPNews ©2003-2008 mkportal.it
 

MKPortal ©2003-2008 mkportal.it